
11 Mart’ta, 200 milyar ABD Doları’ndan fazla varlık yöneten Silicon Valley Bank (SVB), çekim taleplerine karşı yetersiz kalması nedeniyle resmi olarak iflas etti; 19 Mart’ta ise yüzyıllık geçmişi olan Credit Suisse de likidite kriziyle karşı karşıya kaldı ve 3 milyar İsviçre Frangı karşılığında UBS Group’a “ucuz” satıldı. Bir haftadan biraz uzun süren bu dönemde iki büyük banka sırayla çöktü; bunlara yakın zamanda iflas eden Silvergate Bank ve Signature Bank da eklendiğinde, günümüzde bankacılık sektörünün büyük ölçekli bir likidite kriziyle karşı karşıya olduğu görülüyor. 2008 küresel ekonomik krizinin bankaların ikincil konut kredileri (subprime) portföylerindeki sorunlardan kaynaklandığını düşünürsek, son zamanlarda peş peşe yaşanan banka çöküşleri yeni bir ekonomik krizin başlangıcı mı olabilir? Bankacılık sektöründeki bu sert darbe, kripto para piyasalarını nasıl etkileyecek?
Krizin Kökeni — — Fed’in Aşırı Faiz Artışı, “Kısa Vadeli Borç-Uzun Vadeli Yatırım” Modelini Parçaladı
Silicon Valley Bank’taki büyük çaplı çekim dalgası, 8 Mart’ta yayımlanan bir duyuruya dayanıyor. O gün SVB, web sitesinde yaptığı açıklamada acil olarak 21 milyar ABD Doları değerinde menkul kıymet satışından dolayı 1,8 milyar ABD Doları zarar kaydettiğini ve bu zararı telafi etmek için 2,2 milyar ABD Doları tutarında hisse sermayesi artırımı yapacağını duyurdu. Haber duyulur duyulmaz mevduat sahipleri ve yatırımcılar panikle para çekmeye başladı; sosyal medyadaki yaygınlık da bu durumu daha da körükledi ve sonuçta ciddi bir çekim krizi oluştu. Sonuç olarak duyuru yayımlandıktan yalnızca üç gün sonra SVB, gelen yoğun para çekim dalgasına dayanamayıp iflas etti.
Eğer SVB’nin çöküşü “kendiliğinden patlayan bir kurban” örneği ise, Credit Suisse’in çöküşü “uzun süredir biriken sorunların sonucu”dur. Fed’in ardışık faiz artışları, Credit Suisse’in varlık-yükümlülük uyumsuzluğunu (asset-liability mismatch) daha da ağırlaştırdı. Credit Suisse’in 2022 yılı yıllık raporuna göre yalnızca bir yılda 7 milyar ABD Doları’ndan fazla zarar verdi; SVB’nin çöküşünden sonra ise piyasa, Credit Suisse’in likidite sorunlarına ilişkin endişelerini giderek artırdı. Bu noktada, Credit Suisse’in en büyük hissedarı olan Suudi Ulusal Bankası (Saudi National Bank), bankaya sermaye artırımı yapmayı reddedeceğini açıkça duyurarak, son damlayı oluşturdu.
İki bankanın çöküşü, Fed’in aşırı faiz artışlarından kaçınmaz şekilde etkilendi. Zaten 2020 yılında ABD Doları faiz oranları neredeyse %0 seviyesindeydi; bu ortamda her iki banka da büyük miktarlarda mevduat topladı ve bu fonları uzun vadeli sabit faizli tahvillere dönüştürdü. Bu “kısa vadeli borç-uzun vadeli yatırım” modeli bankacılık sektöründe yaygın olarak uygulanmakta ve bankaların önemli gelir kaynaklarından biridir. Ancak Fed, 2022’den itibaren aşırı faiz artışlarına başladı ve faiz oranları %5’e yaklaşacak kadar yükseldi; bu da kısa vadeli mevduat maliyetlerini hızla artırdı, bazı bankaların nakit akışlarını ciddi şekilde sıkıştırdı ve nihayetinde çöküşlere yol açtı. Dolayısıyla Fed’in aşırı faiz artışları, bankaların “kısa vadeli borç-uzun vadeli yatırım” kar modelini tamamen yok etti.
Fırtınanın Merkezi — — Bankacılık Sektöründe Görünürde Sakin, Gerçekte Tehlikeli Durum
SVB çöküşünden sonra ABD Hazine Bakanlığı ve Federal Mevduat Sigorta Kurumu (FDIC), SVB’deki mevduat sahiplerinin paralarını çekebilmesini sağlamak amacıyla müdahale planları açıkladı; aynı zamanda SVB’yi yüksek indirimle açık artırma ile diğer bankaların teklif vermesini sağlayarak potansiyel krize karşı önlem aldı. İsviçre Federasyonu hükümeti de 19 Mart’ta acilen yaptığı görüşmeler ve arabuluculuklar sonucunda Credit Suisse’in başarıyla UBS Group tarafından satın alındığını duyurdu. Her şey yolunda gibi görünüyor mu? Gerçekten öyle mi?
22 Mart’ta yapılan para politikası toplantısında Fed, faizleri 25 baz puan artırma kararı aldı; ayrıca birçok kuruluş, yıl içinde bir kez daha faiz artırımı yapılacağını ve bu sayede temel faiz oranının 2007 yılından beri en yüksek seviyesine ulaşacağını öngörüyor. Ancak eski Lehman Brothers Başkan Yardımcısı Lawrence McDonald, Fed’in zamanında faizleri düşürmesi ve mevduat sigortasını büyük ölçüde artırması gerektiğini vurguladı; aksi takdirde 2008’de Lehman Brothers’in çöküşüyle tetiklenen küresel kriz tekrar yaşanabilir.
Bu görüş, abartılı değil. Şu anda FDIC, “sistem riski istisnası” (systemic risk exception) maddesini devreye soktu; bu madde, FDIC’nin her mevduat sahibi için 250.000 ABD Doları sınırını aşarak mevduat sahiplerinin tam mevduatını tazmin etmesine izin veriyor. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: FDIC’nin mevduat sigorta fonu şu anda yalnızca 128 milyar ABD Doları değerindedir; oysa SVB’nin kötüye giden kredileri yüzlerce milyar ABD Doları tutarındadır. “Sistem riski istisnası” maddesi son olarak 2007 yılında aktive edilmişti; o dönemde, iflas eden şirketleri kurtarmak ve likidite sağlamaya yönelik olarak Fed, on büyük finans kurumunu bir araya getirerek 70 milyar ABD Doları tutarında bir dengeleme fonu (stabilization fund) oluşturmuştu; ancak bu bile ekonomik krizi engelleyemedi.
Mevduat sigortasının 250.000 ABD Doları sınırı, yalnızca küçük ve orta ölçekli mevduat sahiplerinin korunmasını değil, aynı zamanda tüm sistemin istikrarını da sağlamaktadır. Bugün bu sınırın aşıldığı gerçeği, ABD Kongresi’nin krizin erken dönemlerinde tüm kaynaklarını kullanarak krizin yayılmasını önlemeye çalıştığını gösteriyor. Ancak bir kez zincirleme etki başladığında, ABD bankacılık krizi büyük bankalardan küçük ve orta ölçekli bankalara hızla yayılabilir; küçük bankaların tasarruf hacimleri sınırlı olduğu için, bu kurumlar hem düzenleme açısından hem de stres testleri açısından daha zayıf konumdadır.
Fed’in 24 Mart’ta yayınladığı verilere göre, bölgesel ve topluluk odaklı bankalar yalnızca bir hafta içinde 120 milyar ABD Doları’ndan fazla mevduat kaybetti; bankacılık sektörünün görünürde sakin yüzeyinin altında gerçek tehlike sürükleniyor ve yeni bir kriz şekilleniyor.
Uzak Bir Cennet — — Bitcoin ve Diğer Kripto Varlıkları Yükselişe Geçiyor
Geleneksel bankacılık dünyası tehlikeli bir durumdayken, kripto dünyası son zamanlarda coşku dolu bir atmosferde. Bybit borsasının verilerine göre, Bitcoin fiyatı 11 Mart’ta SVB’nin iflas duyurusundan sonra en düşük seviyesine ulaştıktan sonra %40’tan fazla yükseldi ve bir süre 29.000 ABD Doları seviyesine yaklaştı; diğer ana kripto paralar da yakın zamanda güçlü bir yükseliş yaşadı. Genel olarak bakıldığında, kripto piyasaları bankacılık krizinden etkilenmemiş gibi görünüyor; hatta bankacılık sektöründeki dalgalanmalar, kripto piyasalarını destekleyici bir etki yarattı.

Bitcoin’in doğuşunu hatırlayalım: 2008 yılında Washington Mutual Bank iflas ettikten sonra ilk Bitcoin beyaz kağıdı yayınlandı; 2009 Ocak ayında Satoshi Nakamoto, blok zincirinin ilk bloğu (genesis block) üzerine şöyle bir not düşmüştü: “The Times 03/Jan/2009 Chancellor on brink of second bailout for banks” (“Finans Bakanı bankalara ikinci kez yardım paketi hazırlamak üzere.”). Bitcoin’in ortaya çıkışı ve popülerleşmesi, insanlar tarafından bankacılık sistemine duyulan güven kaybı ve merkezi finans kurumlarına yönelik eleştirilerle doğrudan ilişkilidir.

Bu kez SVB ve Credit Suisse çöküşlerinden sonra Bitcoin, yeniden “bankaları kurtaran” bir varlık olarak gündeme geldi. Daha önce kripto dünyası, yüksek volatilitesi nedeniyle genellikle “riskli varlık” olarak tanımlanıyordu; ancak bankacılık kriziyle birlikte Bitcoin ve diğer kripto varlıkların “güvenli liman” (safe-haven) özelliği yeniden fark edildi. Bir yandan Bitcoin ve diğer kripto paraların piyasa değeri artık eskisi gibi değil; trilyon dolarlık bir piyasa hacmi, büyük miktarlarda fonun akışına yer açabiliyor. Diğer yandan metaevren, NFT ve Layer 2 gibi yeni anlatılar (narratives) sürekli gelişerek kripto dünyasına daha fazla belirlilik kazandırıyor; bu da birçok yatırımcının uzun vadeli tutum kararını güçlendiriyor.
Krize dair kendine has yönlerini değerlendirdiğimizde, kripto piyasaları üzerinde iki temel etki söz konusu. İlk olarak, stabiliteler (stablecoin) alanında: SVB çöküşü doğrudan kripto piyasasındaki stabilite varlıklarını “istikrarsız” hale getirdi. Örneğin USDC gibi düzenlemeye tabi stabilite varlıkları, fonlarını fiziksel bankalara yatırır; bu bankalar çöktüğünde stabilite varlıklarının sabit değerle karşılama (pegging) yeteneği doğrudan etkilenir. Bu nedenle bu kriz sırasında USDC gibi stabilite varlıkları geçici olarak “depeg” oldu. Ancak stabilite varlıkları aslında çok iyi bir iş modelidir: kullanıcı mevduatlarını faiz ödemeden toplayabilir; bu da uzun vadede çok kararlı bir nakit akışı anlamına gelir. SVB çöküşünden sonra, ilgili düzenlemeye tabi stabilite varlıkları muhtemelen risk dağılımını daha da iyileştirecek ve fiziksel bankalardaki fon yönetimini daha sıkı denetleyecektir.
İkinci olarak, bankacılık krizi insanların “kripto para birimi merkezli” (crypto-native) düşünce biçimini daha da güçlendirecek. Geleneksel dünyada çoğu kişi, Bitcoin veya Ethereum gibi kripto paraları gerçek dünya dolaşımındaki fiduciary para birimlerine (fiat) dönüştürme işlemine “para çekme” diyor. Ancak bankaların sırayla çöküşü ve kripto ödeme kanallarının yaygınlaşmasıyla birlikte, insanlar “kripto para birimi merkezli” düşünce biçimini daha derinlemesine benimsemeye başlayacak. Şu anda gerçekten de giderek daha fazla kişi, merkezi olmayan (decentralized) gücün önemini kavrayarak, fiat para birimlerini Bitcoin veya Ethereum’a dönüştürme işlemini “nakde çevirme” (cash-out) süreci olarak görüyor. İnsanlık tarihinde gümüş standardı, altın standardı, konut standardı ve şimdi kripto para standardı gibi dönüşümler, yalnızca insanların değer algılarının değişmesini değil, aynı zamanda çağın geli��im yönünü de yansıtır.
Sonuç olarak, Silicon Valley Bank ve Credit Suisse’in peş peşe çöküşü, kısa vadeli acıların devam etmesine neden olabilir; bankacılık sektörü görünürde sakin olsa da gerçek yüzeyinin altında krizler kabarıyor ve yeni bir kriz şekilleniyor. Kripto piyasaları açısından bakıldığında, bankacılık krizi bir yandan mevcut stabilite varlıklarının fiziksel bankalardaki fon yönetimini daha da mükemmelleştirmesini teşvik edecek; diğer yandan insanların merkezi olmayan sistemlere olan güvenini ve “kripto para birimi merkezli” düşünce biçimine yönelik ortak anlayışını daha da güçlendirecek. Kısa vadeli bakış açısıyla, genel sermaye piyasalarındaki belirsizlik düzeyi artabilir; ancak uzun vadeli perspektiften bakıldığında, “bir balina battığında, binlerce yaşam doğar” (a whale falls,万物生); kripto piyasaları kendi “kırılmazlığı”nı (antifragility) sürekli geliştirerek, belirsizlik içinde giderek daha güçlü hale gelecektir.
