Önsöz
Blockchain teknolojisinin dağıtık defter, ortak doğrulama gibi merkeziyetsiz tasarım öğeleri ve eşitlikçi felsefesi, uluslararası para sisteminin kendiliğinden gelişen doğasıyla doğal bir uyum içindedir.
Bu nedenle, uluslararası para alanı blockchain teknolojisi için mükemmel bir uygulama senaryosu sunar: Mevcut sistemlerde iyileştirmeler yapılabileceği gibi, tamamen yeni alanlar da keşfedilebilir. Asıl önemli olan, taraflar arasında koordinasyon sağlayarak ortak bir anlayışa varmaktır.
Kaynak | Contemporary Financialist Dergisi, 2020 Yılı, Sayı 1; Orijinal başlık: “Uluslararası Ödeme Sistemi Reformu ve Blockchain Teknolojisi”
Facebook'un kripto para birimi Libra'nın beyaz kitabını yayınlaması, küresel çapta büyük yankı uyandırdı. Bunun üç temel nedeni bulunuyor:
Birincisi, Facebook'un devasa bir kullanıcı tabanına sahip olması: Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini kapsayan aktif kullanıcısıyla, kendi ekosistemi üzerinden Libra'nın hızla küresel ölçeğe yayılma potansiyeli taşıması.
İkincisi, Libra'nın mevcut bankacılık sistemiyle aktif entegrasyon hedefi ve düşük riskli varlıklara dayalı, bir sepet dövizle desteklenen, istikrar odaklı bir token modeli benimsemesi. Bu sayede kripto paraların değer dalgalanması sorununa çözüm getirmeyi amaçlaması.
Üçüncüsü ise, Libra'nın günümüz uluslararası ödemelerindeki temel zorluklara yönelik yeni bir çözüm önermesi ve böylece uluslararası ödeme sistemi reformuna tamamen yeni bir seçenek sunması.
Bu makale, özellikle üçüncü noktaya odaklanarak mevcut uluslararası ödeme sisteminin eksikliklerini ve iyileştirme yöntemlerini analiz ediyor. Ayrıca, küresel finansal altyapının birbirine bağlanması sürecini ileri taşımak için öneriler sunuyor.
Uluslararası Ödeme Sisteminin Mevcut Durumu ve İyileştirme Yolları
Günümüzde küresel çaptaki sınır ötesi ödemeler ve fon transferlerinin takas ve mutabakat işlemleri çoğunlukla SWIFT (Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Topluluğu) sistemi aracılığıyla yürütülüyor. İşleyiş mantığına göre, uluslararası hizmet veren bir bankanın bu işlemleri gerçekleştirebilmesi için öncelikle SWIFT sistemine bağlı olması gerekiyor. Doğrudan bağlantısı yoksa, SWIFT'e bağlı başka bir banka aracılığıyla işlem yapmak zorunda kalıyor. Örneğin, Çin'deki bir ebeveynin ABD'de okuyan çocuğuna para göndermesi durumunda, ebeveynin hesap açtığı Çin bankasının veya onun aracı bankasının SWIFT sistemine bağlı olması şart. Aynı şekilde, çocuğun ABD'deki bankasının da SWIFT'e bağlı olması veya bir aracı banka aracılığıyla fonları alması gerekiyor.
SWIFT sisteminin çok aşamalı iş akışı uzun süredir eleştiri konusu. Bu durum dört temel soruna yol açıyor: Düşük verimlilik, yüksek “ara ücretler”, sorun çözmede yetersizlik nedeniyle oluşan riskler ve düşük şeffaflık. Sınır ötesi ödemelerin tamamlanma süreci ve süresi adeta bir “kara kutu” gibi. SWIFT, ödeme ve mutabakat sistemini geliştirmek için çaba gösteriyor; örneğin 2017'de başlattığı “Küresel Ödeme İnovasyonu (GPI)” projesi ile yeni standartlar belirleyerek ödemelerin hızını, şeffaflığını ve tahmin edilebilirliğini artırmayı hedefliyor. Ancak yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ve evrimi, uluslararası ödeme sisteminin daha kapsamlı bir şekilde iyileştirilmesi için geniş bir alan bırakıyor.
Birinci İyileştirme Yolu
Bu yaklaşım, ticari bankaların merkezde olduğu ve katmanlı hesaplar arası aktarım yapan mevcut takas ve mutabakat yöntemini blockchain mimarisine taşımayı amaçlıyor. Böylece ara adımlar en aza indirilerek, hatta uçtan uca (peer-to-peer) ödeme imkanı sağlanabiliyor. Şu anda yoğun tartışmalara konu olan Libra, bu yaklaşımın tipik bir örneği.
Aslında sektör bu fikri çok erken dönemden beri araştırıyor. Örneğin, Ripple Labs'ın işlettiği Ripple coin (XRP) bu alandaki öncü çalışmalardan biri. Ripple, blockchain teknolojisine dayalı bir sınır ötesi ödeme çözümü sunuyor ve müşterilerine farklı para birimleri arasında uyumlu (interoperable) bir sistem sağlıyor. Müşteriler önce kendi para birimini XRP'ye çeviriyor, ardından XRP'yi hedef para birimine dönüştürüyor. Tüm sınır ötesi ödeme işlemi, blockchain tabanlı yerel varlık XRP üzerinden gerçekleşiyor. Libra'nın “basit, sınır tanımayan bir para birimi” vaadine ve düzenleyicilere aktif yaklaşımına kıyasla, Ripple XRP'yi bir “token” değil, “dijital köprü varlığı” (Digital Bridge Asset) olarak tanımlamayı tercih ediyor. Ripple'ın bu daha düşük profilli yaklaşımı dikkat çekici.
İkinci İyileştirme Yolu
Bu yaklaşım, sınır ötesi ödemelerdeki zorluğun teknolojik değil, daha çok iş birliği eksikliğinden kaynaklandığını savunuyor: Eğer dünyadaki tüm merkez bankaları bir araya gelip ulusal ödeme sistemlerini entegre ederse, sorun kendiliğinden çözülür. Örneğin, ABD'deki Fedwire, CHIPS; Birleşik Krallık'taki CHAPS; AB'nin TARGET2'si ve Çin'in HVPS'si gibi büyük değerli ödeme sistemleri birleştirilirse, küresel bir finansal altyapı bağlantısı oluşturulabilir.
Bu yaklaşım, mevcut hesap tabanlı sistemi korumayı ve üst düzey sistemlerin entegrasyonu yoluyla alt sistemleri birbirine bağlamayı hedefliyor. Ancak bu yöntem, sınır ötesi fon hareketlerinde daha karmaşık uluslararası yargı yetkisi ve finansal denetim sorunlarını da beraberinde getirecek. Ayrıca, mevcut SWIFT modelinden daha verimli olup olmadığı henüz ayrıntılı analizlerle kanıtlanmış değil.
Gelişmekte Olan Üçüncü İyileştirme Yolu
Bu yaklaşım, ödeme altyapısının inşasında tüm ticari bankaların ortak katılımını vurguluyor. Yani, ülkelerin ticari bankaları arasında yeni bir sınır ötesi ödeme ittifakı sistemi kurulabilir. Örneğin, AB tarafından yürütülen “Pan Avrupa Ödeme Sistemi Girişimi (PEPSI)”, Fransa'nın BNP Paribas ve Almanya'nın Deutsche Bank başta olmak üzere yaklaşık 20 büyük Avrupa bankasının desteğini almış durumda. Bu girişim, bankaların ortaklaşa inşa ettiği bir ödeme altyapısına dayalı yeni bir sınır ötesi dijital ödeme sistemi kurmayı amaçlıyor. Sistem, katılımcı bankalara ABD'deki Apple Pay ve Çin'deki Alipay gibi sınır ötesi ve bankalar arası anlık ödeme imkanı sunuyor. Uluslararası merkez bankaları gibi üst düzey altyapıların birleştirilmesinin zorluğuna kıyasla, bu sistemde koordinasyon daha kolay ve ilerleme hızı daha yüksek. Açıkçası, bu gelişmekte olan yeni sınır ötesi ödeme ittifakı sistemi, blockchain teknolojisi için doğal bir kullanım alanı sunuyor.
Kripto Paraların Etkisinden Merkez Bankası Dijital Paralarına
Son yıllarda geleneksel hesap tabanlı sistemi en çok sarsan gelişme, kripto paraların ortaya çıkışı ve arkasındaki blockchain teknolojisinin gelişimi oldu. Giderek daha fazla kişi, mevcut sistemin bir kurumdan diğerine katmanlı hesaplar üzerinden aktarım yapan yapısını sorguluyor ve şu soruyu soruyor: Mevcut ödeme sistemini tamamen aşarak, fonları doğrudan bir uçtan diğerine, aracılar olmadan gönderebilir miyiz?
Bu düşünce “dijital nakit” fikridir. Kökeni aslında çok eskilere dayanır. Kriptograflar uzun zamandır şunu düşünüyordu: E-posta mesajları şifrelenip dijital imzayla gönderilebiliyorsa, nakit de benzer şekilde “dijital zarf” içinde şifrelenip uçtan uca gönderilemez mi? Modern kriptografi ve bilgisayar iletişim teknolojilerindeki gelişmeler bu fikri giderek gerçekçi kılıyor. Zuckerberg'in ABD Kongresi'ndeki ifadelerinde tekrarladığı “herkesin SMS gönderir gibi Libra transferi yapabilmesi” hedefi de tam olarak bunu yansıtıyor. JPMorgan Chase'ın yakında piyasaya sürmeyi planladığı JPM Coin de aynı mantıkla geliştirildi.
Kripto paraların etkisiyle, küresel para ödeme sistemi üzerindeki iyileştirme düşünceleri netleşti. Şu anda birçok ülkenin merkez bankası tarafından yürütülen dijital para birimi (CBDC) deneyleri — Kanada Merkez Bankası'nın Jasper'ı, Singapur Merkez Bankası'nın Ubin'i, Avrupa ve Japonya merkez bankalarının Stella'sı gibi — çoğunlukla blockchain tabanlı şifreli dijital para deneyleri. Ancak bu deneyler henüz toptan (kurumsal) kullanım senaryolarıyla sınırlı. Merkez bankalarının perakende (bireysel) işlemlerde başarılı olamayacağı genel bir kanı. Hatta bazıları, dijital paranın halka açık dağıtılması durumunda merkez bankalarının aşırı maliyet baskısı ve talep yoğunluğuyla karşılaşacağını, ticari bankaların kredi faaliyetlerinin zarar göreceğini ve “dar bankacılık” senaryosunun ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu nedenle birçok merkez bankası CBDC çıkarmakta temkinli davranıyor veya daha çok kararlı (stablecoin) modelleri tercih ediyor. Ancak bazı açılardan bakıldığında, toptan düzeydeki CBDC'ler mevcut büyük değerli ödeme sistemlerinin işlevlerini yerine getirebilir.
Ayrıca, kripto paraların mutlaka blockchain tabanlı olup olması gerektiği konusunda sektörde ciddi tartışmalar devam ediyor. Çoğu kişi bunun zorunlu olduğunu düşünse de, yazar bu görüşü paylaşmıyor. Son 40 yıldaki gelişim sürecine bakıldığında, blockchain tabanlı olanlar olduğu gibi olmayanlar da var. Örneğin, kriptograf David Chaum'un geliştirdiği E-Cash, akademik açıdan başarılı bir deneydi ve blockchain tabanlı değildi. Dolayısıyla, merkezi mi yoksa merkeziyetsiz mi, blockchain tabanlı mı değil mi, hesap tabanlı mı değer/token tabanlı mı olduğu önemli değil. Önemli olan, sınır ötesi ödemelerin maliyetini düşürmek ve verimliliği artırmaktır. Bu açıdan tüm yaklaşımlar incelenmeye ve takip edilmeye değer.
Ancak kripto paralar ve blockchain teknolojisinin gelişim yönleri, hala günümüzün en önemli öncü alanlarından biri ve derinlemesine araştırma gerektiriyor. Örneğin, yukarıda bahsedilen ülkelerin büyük değerli ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması fikri de blockchain mimarisi temelinde değerlendirilebilir.
Stratejik Öneri: Kamu-Özel Ortaklığı ve Rekabetçi Seçim
SWIFT sistemine yönelik eleştiriler yalnızca teknik düzeyde değil. SWIFT, uluslararası sınır ötesi ödeme, takas ve mutabakat işlemlerinde önemli katkılar sağlamış olsa da, bazıları onun uluslararası para ödeme sisteminde bir “tekel” olduğunu ve özellikle ABD doları hesapları üzerinden sıklıkla yaptırım ve “uzun kol” yargı yetkisi aracı olarak kullanıldığını iddia ediyor. Bu nedenle pek çok kişi sistemi iyileştirmekle kalmayıp, tamamen “SWIFT'ten bağımsızlaşmayı” hedefliyor. Tam bağımsızlaşmak aşırı bir hedef ve pratikte kolay değil, ancak mevcut sistemi iyileştirmek mümkün. Mevcut sisteme yönelik eleştiriler aslında şu düşünceyi yansıtıyor: Toplum, kamu altyapısı niteliğindeki alanların tek bir tarafın tekelinde olmasını istemiyor. Bunun beraberinde getirdiği riskler, yüksek maliyetler ve toplumsal refaha olumsuz etkiler giderek daha fazla dikkat çekiyor.
Yukarıda bahsedilen kripto paralar ve blockchain gibi yenilikçi teknolojiler, mevcut uluslararası ödeme sistemini iyileştirmemize yardımcı olabilecek çözümler sunabilir. Ancak blockchain teknolojisinin kendisi de ayrıca değerlendirilmeli. Teorik olarak, yalnızca açık (public) blockchain tam anlamıyla merkeziyetsiz ve aracısızdır; hiçbir taraf tüm sistemi kontrol edemez. Özel (private) blockchain'lerin doğası ise geleneksel bilgi sistemlerinden çok farklı değildir. Konsorsiyum (consortium) blockchain'ler ise tanınmış bir ortaklık tarafından ortaklaşa yönetilir.
Somut uygulama düzeyinde ise bu sorunların çözümü yalnızca teknik zorluklarla değil, aynı zamanda tarafların çıkarlarını koordine etme ve dengeleme zorluğuyla da karşılaşacak. Facebook'un Libra'yı duyurması tipik bir örnek: Başlangıçta Libra, sınırsız ve değeri istikrarlı bir küresel para birimi oluşturmayı ve herkese açık bir finansal altyapı inşa etmeyi amaçlıyordu. Ancak duyuru sonrasında, “şirket çıkarları ulusal çıkarlarla uyumlu mu?”, “özel sektörün kamu yararı gözetme kaygısı var mı?”, “Facebook'un manipülasyonundan halk nasıl korunacak?”, “Libra'nın sınır ötesi finansal denetimi nasıl sağlanacak?” gibi eleştiriler hızla arttı.
Görüldüğü üzere durum hayal edilenden daha karmaşık. Kamu kurumları kamu yararını gözetir ama yenilikçi olamayabilir; özel sektör yenilikçidir ama kamu yararını gözetmediğinden şüphelenilir. Bu açmazı çözmek için önerilen yaklaşım, kamu-özel ortaklığını benimsemektir: “Devlet gözetimi, özel sektör işletmesi” prensibiyle, kamu kurumlarının rehberliğinde, koşulları uygun bazı ticari kuruluşların herkese açık ve tek bir tarafın kontrolü altında olmayan bir sistemi kurmaya çalışmasına izin verilmesi. Bu bir hayal gibi görünebilir ve gerçekleştirmek kolay değildir, ancak yine de desteklenmelidir.
Uluslararası ödeme alanında iki temel beklentimiz var: Birincisi, güvenilir, tek bir tarafın kontrolü altında olmayan ve herkese açık küresel bir ödeme platformunun ortaya çıkması. İkincisi ise küresel bir dijital para biriminin ortaya çıkması. Karşılaştırıldığında, ikinci hedef ilkine göre çok daha zor. Bitcoin ve ETH gibi büyük ölçekli sanal para deneyleri küresel etki yarattı ve birçok kurum “biz de para basacağız” dedi, ancak bu tür açıklamalar ciddiyetten uzak. Para birimleri konusunda biraz saygılı olmak gerek.
Yukarıdaki iki beklenti farklı zorluk seviyelerinde olsa da, eğer ilk hedef başarılırsa ikinci hedef de düşünülebilir hale gelir. Ülkelerin finansal altyapılarını birbirine bağlayarak küresel bir altyapı oluşturursak, bir sonraki adım bu altyapı üzerine E-SDR (hesap tabanlı elektronik SDR) veya D-SDR (değer/token tabanlı dijital SDR) çıkarmayı değerlendirmek olabilir. Zorluk ise, SDR'yi küresel bir para birimine dönüştürmenin karmaşık uluslararası siyasi koordinasyon ve müzakereler gerektirmesi. Ayrıca bu süreçte SDR sepetindeki para birimlerinin bileşimi de değişebilir ve bugünküyle aynı olmayabilir.
İlk hedefi, yani tek bir tarafın kontrolünde olmayan küresel bir ödeme platformu inşa etmek için ise sağlıklı bir rekabet ortamına ihtiyaç var. Altyapıların bağlanması ortak planlamayla yapılabilir, ancak ortak ödeme platformuna erişim ve işletim hakkı yalnızca bir kuruluşa verilemez. Tekel her zaman kötüdür. Kullanıcıların seçim özgürlüğü olmalı; rekabetçi seçim herkes için en iyisidir. Böylece ülkeler ve kurumlar farklı yollarda etkin bir şekilde rekabet edebilir, her biri kendi güçlü yanlarını sergileyebilir ve birlikte ilerleyebilir.
Sonuç: Uluslararası Toplumun “Kendi Kendine Yardım” Sistemi Üzerine Düşünceler
Mevcut uluslararası para sistemi, “Bretton Woods Sistemi – Jamaika Anlaşması” çerçevesinde şekillenen ABD doları merkezli bir sistem. Ancak uluslararası ilişkiler bilimi açısından bakıldığında, uluslararası düzenin özü “anarşik” bir yapıdır; uluslararası toplumun özü ise “kendi kendine yardım” (self-help) sistemidir. Burada önceden belirlenmiş bir “üst otorite” yoktur.
Xi Jinping Başkanımız, 2014 yılında Beş Temel İlkeler'in 60. yıl dönümü töreninde şöyle demişti: “Uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini birlikte teşvik etmeliyiz. Dünyanın kaderi tüm ülkelerin halkı tarafından ortaklaşa belirlenmeli; dünyadaki işler de tüm ülkelerin hükümetleri ve halkları tarafından ortaklaşa görüşülüp kararlaştırılmalıdır. Uluslararası işleri tek başına yönetme düşüncesi çağ dışıdır; uluslararası işleri tek başına yönetme çabaları da kesinlikle başarısız olacaktır.”
Esasen, blockchain teknolojisinin dağıtık defter, ortak doğrulama gibi merkeziyetsiz tasarım öğeleri ve eşitlikçi felsefesi, uluslararası para sisteminin kendiliğinden gelişen doğasıyla doğal bir uyum içindedir. Bu nedenle, uluslararası para alanı blockchain teknolojisi için mükemmel bir uygulama senaryosu sunar: Mevcut sistemlerde iyileştirmeler yapılabileceği gibi, tamamen yeni alanlar da keşfedilebilir. Asıl önemli olan, taraflar arasında koordinasyon sağlayarak ortak bir anlayışa varmaktır.
